New Updates
Sidebar
Recent posts from different topics.

Bİ MİMAR GÖZÜYLE: SICACIK MUTFAKLAR

Bi' kaç zaman önce, instagram hesabım @kafambionline 'da içimi ısıtan bi' mutfak karesi paylaşmış ve türevlerini derlemeye niyet etmiştim. Epey de biriktirmişim, paylaşma zamanı gelmiştir... :) Paylaşımlarım arasında biraz gezinseniz, renklere düşkün olduğumu hemen keşfedersiniz. Bu sebepten olsa gerek 'Fas' tarzı mutfaklar içimi sıcacık yapıyor... Umarım bizzat yerinde keşfetme ve fotoğraflama şansım da olur.
Genelde üst görseldeki gibi kemerli nişler, geçişler, camlar; renkli mobilyalar vee karolardan oluşuyor. Bugünkü derlemenin çıkış noktası Fas tarzı olsa da farklı alternatifler de var. Keyifli ilhamlanmalar....

KAROLAR, RENKLER...

Derlemenin ilham kaynağı kareler ile başlayalım! Turuncu tutkum da hem blog, hem instagram hesabıma yansımış durumda. Böyle bi' mutfağı istemeyecek olan azdır herhalde?!
Karolar, renkli duvar, mobilya ve beyaz eşyanın harika bi' örneği bence. Araya bitkiler, bakır ve ahşap objeler de serpiştirilince tablo gibi olmuş...

Desene göre, iki sıra, üç sıra ya da çok daha fazla karoyu döşeyebilirsiniz. Geri kalan duvar kısmı yakın tonlarda olabileceği gibi beyaz da bırakılarak farklı bir kontrast oluşturulabilir.

Burada soldaki geleneksel küçük parçalarla döşenmiş bi' mutfak iken, sağdaki modern bi' uygulama. Renkleri farklı alanlarda kullanıp, karoları siyah beyaz seçtiğinizde de hoş bi' atmosfer ortaya çıkıyor.

KİLİMCİİİ...
Mutfaklarda kilim ve halı kullanmak sadece bize özgü değil :) Modası hiç bi' zaman geçmiyor. Depoya kalkmış kilimleri değerlendirmeye ne dersiniz?

RENKLİ DOLAPLAR...
''Duvarlarım beyaz kalsın, ama renkten de vazgeçemiyorum.'' diyenler için dolapları neşelendirmek harika bi' fikir! Ayrıca, soldaki mutfakta yerlerin kiremit rengi petek şeklinde döşenmesi, sağdakinde ise en üstteki turuncu boya ekstra renk katmış.


Çok cart renkleri tercih etmeyenler için ise bu iki örnek çok uygun. Soldaki biraz daha klasik tarz sevenler için, sağdaki ise -döşemeleriyle- modern sevenler için iyi birer alternatif.

BEYAZIN ASALETİ...
Beyazdan vazgeçemeyen ve rüstik tarz sevenler için ahşapla ve tuğla ile birleştirmek güzel kontrastlar yaratıyor. Raf üzeri bol bol aksesuar ile hareket katmak da mümkün.


Minimumda renk kullanmayı sevenler, yerleri de beyaz ya da çok açık ahşap ile kaplayabilirler. Soldaki gibi kontrastı tezgah ve zemin ile yapabileceğiniz gibi, sağdaki görseldeki şekilde 'star'ınız ortadaki ada da olabilir.


''Dolaplarım beyaz olsun. Ama renk de isterim.'' diyecekler için ise farklı seçenekler var. Soldaki gibi rengi aksesuarlar ile katabilirsiniz. Sağdaki gibi biraz daha cesur davranıp tezgah ve tavanda da kullanabilirsiniz.

SİYAHIN KARİZMASI...
Daha maskülen sevenler için siyah ve ahşap ikilisi de ön plana çıkabilir.


Koyu tonlar konusunda iddialı olanlardan iseniz; objeler ve duvarlar dahil ton sür ton tercih edebilirsiniz. Lacivert ile füme arası renkler de siyaha alternatif olabilir.

İÇİNDEYMİŞİK, YEŞİLMİŞİK, SAZMIŞIK...
Beyaz üstü siyah ile ortamı biraz soğutmuşken bu başlık ile canlanalım tekrardan! :)
Bu arada Yeni Türkü'ye ait 'Yeşilmişik' türküsünün, Fazıl Say'a ait 'Güz Şarkıları' albümünde Güvenç Dağüstün ve Ece Dağıstan ikilisi tarafından caz olarak yorumlanmış versiyonunu dinlemenizi tavsiye ederim. 
Konumuza dönecek olur isek, Yeşil ve Turuncu ikilisine hayır demek mümkün mü?
Duvar kaplaması ve yeşil bitkiler; bakır, turuncu, ahşap üçlüsü ile muhteşem titreşimler yayıyor kesinlikle!


Yeşilin bu tonlarına bayılıyorum! Sağdaki petek görünümü ile farklı bi' dokunuş yapmanız da mümkün...

ŞEYTAN AYRINTIDA GİZLİ...
Evin her bölümünde kullanışlı ve göze hitap eden köşe raflarını soldaki gibi mutfağınızda da değerlendirebilirsiniz.
Ahşap kasa düşkünlerindenseniz ve duvarınız müsait ise obje ve bitkilerinizi sağdaki şekilde sergileyebilirsiniz.


Tavandan sepetler ve tepenize sürekli dökülmeyecek :) bitkiler sarkıtmak da sıcak bi' atmosfer yaratmanıza yardımcı olabilir.
Sağdaki gibi 'star' parça olarak (giyim kuşam programlarını hiç izlemediğim belli oluyor değil mi:) ) genel adına 'beyaz eşya' dediğimiz ocak, fırın, kuzine, buzdolabı gibi bi' ürünü de renkli kullanmayı seçebilirsiniz.


Soldaki görsele bayıldım! Tepedeki tepsiler bizim Alaçatı köyü için çok keyifli bi' kullanım olur. Ayrıca yazı başındaki görsellerde de olan 'ayna' kullanımı da enteresan bi' fikir.
Sağdaki ise 'kullanmaya kıyamadığımız' tabak çanakların birbiriyle iç içe geçmiş çok hoş bi' kullanım örneği...
Önceki görsellerde ki bazı raflarda tablo sergilendiği de dikkatinizi çekti mi? Bence ortamı sadece bi' mutfak olmaktan öte keyif alanına çeviren güzel bi' fikir.

Keyifli bi' ilham turu olduğunu umarım! ''Eda, şunu da derlesene!'' dediğiniz bi' konu var ise bi' mail ya da yorumunuza bakar :) Keyifle araştırırım...

fotoğraflar: ilk görsel vogue ,diğerleri pinterest

Gönderen KafamBiOnline

Bİ MİMAR GÖZÜYLE: SICACIK MUTFAKLAR

İÇİNİZDEKİ FOTOĞRAFÇIYI ORTAYA ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?


İster markasına değer katmak isteyen bir girişimci olun, ister kendini geliştirmeyi seven bir meraklı...
Belki kendinizi bildiniz bileli fotoğraf çektiniz ve artık bi' üst seviyeye taşımaya karar verdiniz... ya da yemek&still life (üzgünüm Türkçesinde biraz anlam kayıyor.) fotoğrafçılığını meslek edinmek istiyorsunuz.
Hem amatör hem profesyoneller için; yıllarca edinilen tecrübelerin kapsülleştirildiği, Yemek ve Still Life Fotoğrafçısı İlkay Öztürk'ün, harika iki atölyesinden bahsetmek istiyorum!

Kendisinin paylaşımlarından derlenmiş içeriklerle başlayalım;

YEMEK & STILL LIFE FOTOĞRAFÇILIĞI GİRİŞ ATÖLYESİ

Bu atölyede HİÇBİR PROFESYONEL EKİPMAN GEREKMEDEN PROFESYONELLER GİBİ YEMEK VE STILL LIFE FOTOĞRAFLAR ÇEKMEYİ öğreniyoruz. 
Yani eğer isterseniz akıllı telefonunuzla bile katılabilirsiniz. 

IŞIĞIMIZ, EN GÜZEL VE BEDAVA IŞIK OLAN GÜN IŞIĞI... Ağırlıklı olarak konumuz yemek ancak el emeği göz nuru eserlerini tıpkı dergidekiler gibi göz alıcı görüntülemek isteyenler, still life fotoğrafçılığa adım atmak isteyenler de bu atölyede çok şey bulacak. Zira kompozisyon, ışıkaçı konuları aynı. Gelelim bu atölyede neler göreceğimize... 

GEREKLİ EKİPMANLAR: İster akıllı telefon, ister pro bir DSLR... En güzel yemek ve still life fotoğraflar için ihtiyaç listesi.

IŞIK: Işığı tanıma, okuma, çekim için en güzel saatler, zor ışık koşullarında çekim, ışığın efendisi olma. 

KOMPOZİSYON: Doğru yerleşim, kurallar, hikaye yaratma 

AÇI: Hangi açı hangi açıda çekilir, doğru kadraj

PROP VE FOOD STYLING: Tabak sunumu, malzeme seçimi ve bu malzemelerin ahenkle kullanılışı. Kendi zeminlerinizi yapmak için püf noktalar... 

LIGHTROOM: Fotoğrafları düzenleme, en ideal filtreler, sihirli dokunuşlar... 

UYGULAMA: Set-up'ımızı kurup, tüm gün öğrendiklerimizi hayata geçirme. 


YEMEK & STILL LIFE FOTOĞRAFÇILIĞI 'KLÜBE HOŞGELDİN' ATÖLYESİ
Artık profesyonelliğe hazır olduğumuzu nasıl anlarız? 
1 günde farklı açılarla ortalama 15 fotoğraf çekebildiğimiz ve bunların en az 12'sinin açı ışık, kompozisyon ve müşteri memnuniyeti açısından tatmin edici bulduğumuz zaman! 
Aksi halde özellikle zevklerin farklı olduğu herkesin farklı yorumlar yapabildiği acımasız ve bol alternatifli dünyada motivasyonunuz bir anda yerle bir olabilir.
İşte "kulübe hoşgeldin” atölyesini bu nedenle yapıyorum.

İşlenen konular: 
Dark moody 
Ton sür ton 
Metal ve cam çekimi 
Ambalaj çekimi 
Yemek fotoğrafçılığında storytelling (hikaye anlatıcılığı)


Her iki atölyeyi de, Alaçatı'da @sedirliev 'de gerçekleştirdik. Atölyelerde çekilen bi' kaç fotoğrafı paylaşmak istiyorum. Aşağıdaki üç kare, 'Ben beceremem.' diyen kardeşime ait ve hepsi telefon ile çekildi!



Ben kendini bildi bileli dünyaya, daima bi' objektifin ardındaymışcasına bakanlardanım. 
Cihazın önemi yok. Zira sevgili Ara Güler'in de dediği gibi, 
'En iyi makine en iyi fotoğrafı çekseydi en iyi daktiloya sahip olan da en iyi romanı yazardı.'
Ben de hep kendimi bu iki konuda geliştirmeyi sevdim. Hobi olarak başladığım yazı ve fotoğraf bugün işimin önemli birer parçasını oluşturuyor. Lakin çok okuyup araştırsam da, türlü türlü eğitimlerin üzerine bol bol pratik yapıyor olsam da, her daim öğrenilecek şey var! Fotoğraf kısmına gelecek olur isek; sevgili İlkay Öztürk sayesinde, iç güdüsel olarak yaptığım kompozisyonların tekniklerini; gözümü rahatsız eden, anlamlandıramadığım hataların nedenlerini ve doğrularını öğrenmiş oldum!

Her iki atölyenin de çok değerli olduğunu düşünüyorum. Yukarıda belirttiği bütün başlıkların üzerine bi' de 'Dökme Anı' var ki ahhh... 
Sırf onun detaylarını öğrenmek için bile koşa koşa gidilir! 
Hani kekin üzerine dökülen pudra şekerinin tane tane gözüktüğü, bardağa atılan buzun sıçrattığın damlaların net gözüktüğü kareler var ya, işte İlkay Öztürk'ün tabiriyle 'Dökme Anı' , onlar ve türevi kareler oluyor. Çok heyecan verici değil mi? Hem de bunu telefonla yakalamak neredeyse imkansız iken harika bi' teknik ile mümkün kılıyor! İlgililerin heyecanını doruğa çıkardım sanırım. ;)

Kendisinin çok mütevazi ve sıcakkanlı olmasının dışında, atölyeleri sonrasında da her zaman fikir danışabileceğiniz bi' mentor olduğunu da belirtmeden geçemeyeceğim.

Aşağıdaki de benim ilk 'Dökme Anı'm :) Yarım spirali attırdım. Darısı tamların başına :D
Koşa koşa gitmek isteyenler için, 18 Eylül'de Koşuyolu Kirpi Cafe'de gerçekleşecek atölyesini de duyurmuş olayım. Instagramdaki @ilkayozturk hesabından takibe alıp, kendisi ile iletişime geçebilir; muhteşem kareleri ve altında verdiği özel bilgiler ile de kendinizi geliştirebilirsiniz.

Son olarak @ilkayozturk ile tanışmamıza vesile olan sevgili dostum @esingursoy 'a tekrar tekrar teşekkür etmek istiyorum! Kendimi geliştirmeme katkısının ötesinde, harika yeni projelere ve yepyeni bi' dostluğa da tupturuncu bi' kapı açtı :)

Gönderen KafamBiOnline

İÇİNİZDEKİ FOTOĞRAFÇIYI ORTAYA ÇIKARMAYA NE DERSİNİZ?

PAZAR OKUMASI & DİNLEMESİ: SOLU-CAN


''Ayda bir yazabilmek de bi' şeydir.'' diye kendimi avutarak başlıyorum bu güzel temiz ekran sayfasına :)
Üstüne üstlük, 'Pazar Okuması&Dinlemesi' başlığına yanaşmayalı da epey olmuş. Hoş geldim o zaman! Hem de çok enteresan bi' kitap ile pek hoş geldim...

Kitabı kapağına göre yargılama derler. Kapak kötü demek değil bu. İçerisindeki sürprizleri yansıtması her zaman mümkün olmuyor. 'Solu-Can' da benim için bu listeye girdi. Aslında ince mizah bulunduran kapak, ilk etapta gençlere yönelik gibi gelebilir. Lakin belli yaş üstü herkese, özellikle de yetişkinlere bazı gerçekleri hatırlatıp, parlatmak; bazı bilinmeyenleri de zihne kazımak için yazılmış adeta. 

Yer yer hikaye anlatır, yer yer sohbet eder gibi kaleme alınan kitapla yolum kesiştiği için çok mutluyum. Rafa kalkmış bilgilerimin tozunu almak, bilmediklerimi öğrenip aktarabilmem adına harika bi' deneyim oldu benim için.

Konu: 'Toplumsal Cinsiyet' 
Sıkmadan, yormadan anlatması ustalık isteyen bir konu. Buna hikaye tadında başlayıp, araştırma verileriyle destekleyip; hayatın 'Doğum, çocukluk, gençlik, aşk, iş, savaş, ekonomi, yaşlılık ve insanlığın var oluşu' gibi başlıklar altında birbirinden kopmadan anlatabilmek; iyi bir kurgudan daha öte benim için.

Sevgili Çağlar Çabuk'un kalemine sağlık. 
Arka kapağı (Bence bi' kitabın kendini anlatması adına en önemli kısmı) 'ndaki yazıyı da paylaşmak istiyorum. Sürükleyici ve mühim bi' kitap olduğunu düşünüyor, kesinlikle tavsiye ediyorum! Keyifli Okumalar...

Giderek usta bir hikaye anlatıcısına dönüşen Çağlar Çabuk, en karmaşık mesleki konuları bile rahatça izlenir, kolayca anlaşılır bir dilde aktarmayı başarıyor. Onu okurken, sizinle bilgi paylaşıldığını hissetmiyorsunuz bile. Muzip bir fıkra,  hoş bir şarkı dinler gibi, sayfaları bir solukta tüketiyorsunuz. Kitabın kapağını kapadığınızda ise, dudağınızda hafif bir tebessüm ama dimağınızda acı bir lezzet bırakıyor, güle oynaya deşilen toplumsal gerçekler.
Solu-Can'da bir adım ilerisi de var.
Konusu kapağında da yazılı: Toplumsal Cinsiyet.
Tabii, hepimiz biliyoruz, Erkek Millet'izdir vesselam.
Sayısı giderek artan kadın cinayetleri, gazetelerin, televizyonların, sosyal medyanın sınırlarını her gün biraz daha zorluyor.
İşlenen zincirleme suçları durdurmanın çaresi ise ne cezaların ağırlaştırılması, ne polisiye tedbirler.
Onlar da şart olabilir ama asıl çözüm çok daha derinlerde, toplumun cinsiyet kodlarında.
Çağlar Çabuk neşteri tam da oraya vurmuş.
Üstelik elinde keskin bir bıçak değil, yumuşacık bir canlı var: Solu-Can.
Neden solucan? Çünkü az sayıda iki cinsiyetli hayvandan en yakın tanıdığımız.
O ne erkek, ne dişi, o hem erkek, hem dişi.
Aynı vücudun birbirinden ayrılmaz iki parçası bu iki cinsiyet.
İnsan toplumunda da aynı değil mi?
Biri olmadan diğeri de olamayacağına göre, sürüp giden bu ayrım neden?
Erkeklik öldü mü?
Ölmedi, üstelik öldürmeye devam ediyor.
Bu seri cinayetlere son vermenin ilk adımı, kendi zihnimizin kodlarını tanımak, yeniden yargılamak ve değiştirmek.
Mümkün mü?
Bakalım Çağlar Çabuk ne diyor?

Gönderen KafamBiOnline

PAZAR OKUMASI & DİNLEMESİ: SOLU-CAN

Bİ DOZ BENDEN: SPİRİTÜEL OLMAK X SPİRİTÜELLİĞE SIĞINMAK


Okuduğum yazıdan aldığım ilhamla, hatta yer yer onu da harmanlayarak, benim de kafamı çok kurcalayan bir konuya parmak basmak istedim!

Çoğumuzun etrafında, en ufak negatif yorum ve konuşmada ''hemen kapat konuyu, böyle konuşma, evren sana şöyle dönecek, böyle edecek'' türevlerinde konuşanlar vardır. Elinden geldiğince pozitif kalmaya çalışan, fakat geceyle gündüz gibi, her pozitifliği dengelemek için negatifliklerin de olduğuna, her şeyin dengelenmesi gerektiğine inanan bir insanım. 

'Kabule geçmek' var ya işte olay o. 

Her an başardığımı söyleyemesem de kendimi olabildiğince geliştirmek için çabalıyorum. Tabi 'kabul' derken, varlığını iyisiyle kötüsüyle kabul etmekten bahsediyorum. Kötü hissettiğinde, düşündüğünde o duygu ve düşünceler yokmuş gibi davranmak yerine onları kabul edip; çözülebilecek şeyler ise üzerinde çalışmak, değil ise de bunun da geçeceğine inanmayı ifade ediyor benim için.

Konuya dönecek olursam; kendini 'pozitif' olarak gösterip aksine 'negatif' titreşim verdiğinin farkında bile olamayan çevreme ve çevrenize tez zamanda farkındalık diliyorum. Bu bi' serzeniş değil, dilek ve aynı durumda olanlara "Hah, oh be! Aynen, rahatladım şu an." demeye vesile olma arzusu taşıyan bi' yazıdır. :) En altta linkini verdiğim yazının bazı başlıklarında ben öyle dedim.

İçini döken birine 'negatif' diye konuyu kapattıranlara iki çift lafım var!

Ortamdaki bir kişi, başına gelen kötü bir olayı anlattığında, üzerine diğeri de kendisininkini anlatırken bölüp "kapatın bu konuyu, şu an bu masadaki herhangi birinin başına gelebilir. Evrene bunu yolluyoruz." diyen kişinin iyilikten çok saygısızlık yaptığını düşünüyorum. Evren böyle işliyor olsa ohooo diyeceğim öncelikle. İkinci olarak ise, her şey önce zihinde ve bakış açısında ya... o zaman bunu şöyle kodlasak nasıl olurdu acaba? Anlatan kişi dinleyenlere kötü titreşimler yollamak yerine tecrübesini paylaşma fırsatı verildiği için iyi titreşimler yolluyor. Nasıl oldu? Bence mis gibi! Evren negatif, pozitiften ziyade korkular, endişeler, umutlar, inançlar olarak işliyor benim inanışıma göre. Dolayısıyla gerçekleşebilecek aksiliği yaratan, bir başkasının benzer bir şey anlatması değil, duyduğumuzda zihnimizde harekete geçen korku ve endişeler. Kötülüklerden kaçmak mümkün olmadığına göre(kendi ininize bile kapansanız, zihniniz sizinle :) ) böyle ortam ve konuşmaları, zihnimizde kodlanmış ve bizi engelleyen korku, endişe ve türevi kalıplarla yüzleşip; aşmak için birer fırsat olarak değerlendirmek bizim elimizde.

Günümüzde yazı okunurluğunun, video izlemeye bıraktığı bu dönemde, sonuna kadar okuyanlara çok teşekkürler! Şimdi ufak bi' ricam var :) Korkmayın çok kısa sürecek. Hiç acımayacak :))) Zevzekliği bırakıyorum. Buraya kadar gelmiş olanlar, kafambionline instagram hesabıma (üzerine tıklayarak da ulaşabilirsiniz.)  'Okudum!' yazar mı? Dilerseniz, yorumunuzu da ekleyebilirsiniz. Hatta ve hatta bu yazının altına da yorum yapabilirsiniz :)


Okuduğum yazının linki:
https://yourotherperspective.com/10-spiritual-things-people-do-that-are-total-bullshit/

Yazının özet bir çevirisini eklerim ilerleyen zamanda belki, ne dersiniz?

photo: 'Prejudice' by Noell S. Osvald

Gönderen KafamBiOnline

Bİ DOZ BENDEN: SPİRİTÜEL OLMAK X SPİRİTÜELLİĞE SIĞINMAK

BREZİLYA GEZİ REHBERİ: HAZIR MIYIZ? 3 2 1 SAMBA DE JANEIRO


Başlıktaki şarkının şu an zihninizde çaldığını duyar gibiyim :)
Açın sesini, başlıyoruz!

Bu yazıya başladığım şu dakikalarda bu rehberin kaç yüz bin başlıklı olacağına karar vermiş değilim.
Her mekanı tek tek yazasım var. O kadar çok fotoğraf çektim ki seçmekte zorlanacağımm...
Neyse gidişatı hep birlikte yaşayacağız. Öncelikle hazırlık evresiyle başlamak istedim. Benim gibi Turist Ömer'likler yapmayın diye satır satır notlar aldım :) Bu vesile ile Sadri Alışık'ı andık. Nurlar içinde yatsın. Bu tabiri bize armağan ettiği için kucak dolusu sevgiler!








Bilet alırken kimse uyarmadı diye rahat rahat aşı, ilaç derdi yaşamamış bi' insan olarak son iki günde yaşadığım adrenalini hayal edebilir misiniz? Hayalde kalsın. Yanına gittiğim sevgili arkadaşıma tekrar öpücükler. Kendisi uyarmasa epey büyük bi' maceraya kalkışmış olacaktım. Daha önce sarı humma aşısı olmuş bile olsanız mutlaka 444 77 34'ten detayları öğrenin. www.seyahatsagligi.gov.tr 'den her şehirde mevcut merkezlerin bilgilerine ulaşıp direkt kendilerine de danışabilir, randevu alabilirsiniz. İstanbul ikametim Yeşilköy ve Atatürk Havalimanı'ndan ertesi sabaha randevu bulacak kadar şanslıydım. Sarı humma aşısını aslında on gün önce olmak gerekiyor! Ateş yapma olasılığı var. Altı kişiden ikisinde oluyormuş. Ben yaşamadım. Ama siz bu yazıyı okumuş olarak benim gibi risklere girmeyin. :) Tam altı kişiydik o esnada. Piyango kime vurdu meraktayım. :) 
Amazon'a girmeyecek olsam dahi sivri sinekler üzerindeki çekiciliğimi bildiğimden sıtma ilacını 27 gün kullanmayı da ikiletmeden kabul ettim :) Gitmeden iki gün önce başlatıyorlar. Kaldığın süre ve döndükten sonra on gün daha devam.


Ne çıkışta ne de girişte soran olmadı. Yine de aşı karnenizi almayı unutmayın! Pasaport için minik bi' çantanız yok ise tavsiye ederim. Pasaportu, aşı karnenizi, biletin valiz etiketi olan kısmını ve belki biraz parayı bile koyup kafayı rahatlatabilirsiniz.
Ben fotoğraftakini yurt dışından almıştım. Ama sizin için sanal dünyada biraz gezindim. Aşağıdaki linklerden bakabilirsiniz.
N11 pasaport cüzdanı
Hepsiburada kahverengi deri pasaport cüzdanı
Forevernew şık pasaport cüzdanı
Aliexpress'de de çok alternatif var. Ama duyduğum bazı saçma hikayelerden ötürü, ben henüz oradan siparişe cesaret edemedim. :)


Sağlık kısmını hallettik. Gelelim bi' diğer mühim meseleye. Valizzz!
Benim gibi karnaval dönemi gidecekseniz, özellikle São Paulo'da gün içinde üç mevsim yaşayacaksınız. Sabah 30 dereceye yakınken, öğlen bi' anda yağmur bastırıp, 20 dereceye inebiliyor, ardından yine buhranlı bi' sıcak basabiliyor. Pantalon, ceket ve ince kazaklar alın. Hava durumunu kontrol ederken yüksek derecelerle gaza gelmeyin. Ben biraz geldim :) Arkadaş gardırobu sağ olsun ceket işini hallettik.
Özellikle günlük çantanızda olması gerekenler: Parmak arası terlik, ince bi' hırka veya yağmurluk, şemsiye!
Deli gibi yağmur yağarken yapılacak en iyi hareket şıpıdık terliklerle gezinmek.
Valizinizde boş alan bırakın ya da iki valizle gidin. Çılgınlarca indirimin olduğu bi' dönem. Yaz için uygun fiyatlı, şahane kombinleriniz olabilir :) Tüm keşiflerimi alışveriş yazısında yazacağımm...


Daha önce uzun uçuşlar yapsam da şu boyun yastıklarının etkili olabileceğine hiç inanmıyordum. Büyük aptallık! O kadar rahat ettim ki seyahat eden herkesin bi' tane edinmesi şart! Bu model efsaneymiş. Şuradan alabilirsiniz. Göz bantları gözlerimi şişiriyor. Bundan bi' tane edineceğim.

Valiz konusunda THY'nin enteresan bi' uygulaması var. Giderken, business class değilseniz, elite ya da corporate kartınız da yok ise valiz başına 23 kg hakkınız var. İki valiz götürebiliyorsunuz. İlginç kısım ise dönüşte 32'şer kilo gelebiliyor olmanız! Bu kural Brezilya ve Arjantin için geçerli. 




São Paulo'ya İstanbul'dan direkt uçuş var. Ben bu şekilde gittim. 13 saate ek 1 saat hava rötarı ile biraz uzundu. Dönüş 12 saat. Ama uçaklarla güzel bi' dostluğum olduğu için fazla sorun olmadı. Et yemeklerini sindirimsel sebeplerden uçakta tercih etmiyorum. Diğer alternatif makarna ise şekeri tavan yaptırıp, iki saat sonra acıktırıyor. Hipoglisemim olduğu üzere çantamda hep kuru yemiş bulunur. Uzun yol yapacakken, rahatsızlığınız olmasa da çantaya atın.
Giderken akıl edemedim. Allah'tan izlemediğim bi' sürü film varmış uçakta. Siz Netflix  ya da türevi üyeliğiniz var ise indirin bölümleri. Dönüşte bi' sezon dizi izledim. Şahane oldu. :)


Kıymetli takıları tukuları evinizde bırakın içiniz rahat olsun. Başıma bi' şey gelmedi çok şükür. Lakin şehrin belli bölgelerinde ışıl ışıl gezerseniz, boynunuza yapışan olabilirmiş.



Bütün bunları gerçekleştirmek için olmazsa olmaza gelelim; PARA PARA PARA
Brezilya'da 'Brezilya Reali' geçiyor ve 1 real 1.17 TL şu günlerde. Dolayısıyla her şeyi TL gibi düşünmek mümkün. Çılgın matematik hesapları gerekmiyor :)
EUR geçmiyor, Dolar ile de alışveriş, yeme içme ödemesi yapamıyorsunuz. Ama Real'e çevirmek üzere yanınızda dolar götürmeniz en mantıklısı. Türkiye'den alınabiliyor mu araştırmadım. Ama var ise mantıklı olabilir. Ben yerlilerin yanına gittiğim için kafam rahattı. Lakin sizin böyle bi' olasılığınız yok ise uyarayım. Bi' çoğu ülkede olduğu gibi döviz büroları yok. Parayı bankalardan değiştirebiliyorsunuz. ATM'den para çekmek de denenebilir.




Şunu söyleyebilirim ki karnaval, sokak partileri, pazar alışverişi ve sokak satıcıları harici nakit ihtiyacı olmuyor. Her yerde kart geçiyor. Taksilerin çoğunda da kredi kartı geçtiği gibi, ağırlıklı olarak Uber kullanmak hem güvenlik hem maddi anlamda daha mantıklı.
Türkiye'ye göre çok gelişmiş bi' Uber ağları var. Her bölgede kısa sürede bulabiliyorsunuz.



Karnavalı ayrıca yazacağım. Yine de kısaca önemli noktaları bu yazıya dahil etmek istedim. Öncelikle öğrendiğim ve bizzat şahit olduğum üzere, São Paulo karnavalı Rio karnavalına kafa tutacak boyutlara ulaşmış. Daha güvenli ve huzurlu bi' şekilde karnaval coşkusunu yaşamayı tercih edip São Paulo'da izleyebilirsiniz. Biletinizi önceden online olarak alın. Bi' kaç gün önce de karnaval alanına giderek basılmış biletinizi temin edin. Zira telefondan göstererek girme şansı yok. Alt katı tercih ederseniz, resmen dibinden izleme fırsatınız oluyor. Yiyecek ve içecek erişimi de daha kolay. 
Karnavalda kredi kartı geçiyor aslında. Ama daha hızlı olması adına yanınızda biraz Real olursa iyi olur.
















Benim seyahatim São Paulo ve Rio de Janeiro'yaydı. Bu kadar turistik yerlerde dil problemi olması inanılmaz derecede şaşırtıcı oldu benim için. İngilizce konuşan bulunca boynuna atlayasım geliyordu. Abartmıyorum! :) Dolayısıyla gitmeden önce basit bazı kalıpları çalışabilirsiniz. Ya da daha iyisi teknolojiden yararlanıp, işi uygulamalara bırakabilirsiniz. 
Araştırmalarım ve kurcalamalarım sonucu Google Translate ve Microsoft Translator uygulamaları şahane! İkisi de hem ios, hem de android için mevcut. Google'ınki fotoğraf tercüme imkanı bile tanıyor. Microsoft'un içinde ise ana kalıp cümleler yazılı olarak da mevcut. Her iki uygulamada da cümleyi Türkçe dahil bi' çok dilde söyleyerek tercüme edebiliyorsunuz. Tercüme edilmiş cümleyi de sesli olarak söylüyor. Brezilya Portekizcesi, Portekiz'inkinden biraz farklıymış. Yine de karşınızdaki her türlü anlayacaktır. :)

Hazırlık notlarım bu şekilde... Atladığım bi' şeyler olur ise güncelleyeceğim. İlgilenenler 
sorularını yazarsa onları da seve seve yanıtlar, hatta yazıya da eklerim. Rehberin yolda olan diğer üyeleri kadar eğlenceli bi' yazı olmasa da çok mühim olduğunu düşünüyorum. Ben gitmeden önce araştırmalarımı yaparken bunları yazan birini bulamamıştım ne yazık ki...

temsili görseller: eggcanvas pinterest pixabay

Gönderen KafamBiOnline

BREZİLYA GEZİ REHBERİ: HAZIR MIYIZ? 3 2 1 SAMBA DE JANEIRO

PAZARTESİ MOTTOSU: YANSIMA MI, REHBER Mİ?

Hani 'Neden aynı şeyleri yaşıyorum?' Diye düşünüp çıkış bulamadığımız zamanlar var ya... 
İşte bu söz tam da onun yanıtı.

'Tanıştığın insanlar ya tekrarlayan bir döngünün yansıması ya da yeni bir başlangıca rehberler. 
Aradaki farkı fark et.'

'Eyvallah, söz güzel de. Nasıl farkedeceğiz?'
Önemsiz gibi görünen ufak detaylara odaklanarak! Mesela en önemlisi: içgörü.
Hani şöyle göğüs kafesinin ortasından mideye doğru bir his gelir bazen. 

Ya tatlı tatlı yayılan bir sıcaklığı vardır, ya da cayır cayır yakan bir kasılma... 
İşte ben en çok ona odaklanıyorum artık. Asla yanılmıyor. 
Baştan onu takip edersen de mutlaka ödülünü alıyorsun...

Farkı fark ettiğiniz bi' hafta dilerim! 

Gönderen KafamBiOnline

PAZARTESİ MOTTOSU: YANSIMA MI, REHBER Mİ?